HERŞEY VATAN İÇİN
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.

Küçük'ten büyüğe Ergenekon'dan çıkış - İrfan Yıldırım -

Aşağa gitmek

Küçük'ten büyüğe Ergenekon'dan çıkış  -  İrfan Yıldırım - Empty Küçük'ten büyüğe Ergenekon'dan çıkış - İrfan Yıldırım -

Mesaj tarafından Admin Perş. 03 Tem. 2008, 01:22

Küçük'ten büyüğe Ergenekon'dan çıkış  -  İrfan Yıldırım - Yorum1

Ergenekon soruşturması, iddianame beklenirken gerçekleşen son gözaltı operasyonuyla yeni bir ivme kazandı. Böylece konunun "Küçük Ergenekon"la sınırlı kalacağı ve Veli Küçük'ün üstündeki halkaya ulaşamayacağı şeklindeki tahminler yanlışlandı.

Soruşturma, uzun zamandır yazılan ve kamuoyunun malumu olan Ergenekon çetesiyle Sarıkız ve Ayışığı arasındaki ilişkiye, yani "Büyük Ergenekon"a yöneldi. Soruşturmayı yürüten savcı heyetine ve AK Parti'ye yönelik tehditlere rağmen, soruşturmanın bu safhaya gelebilmiş olması bu hususta ciddi bir kararlılık ve cesaretin mevcut olduğunu gösteriyor. Ergenekon soruşturmasının bu son altıncı dalgasına gösterilen tepkiler ise, Ergenekon'la işbirliği yapan medya ve siyaset çevrelerini iyice açığa çıkarıyor. Bazı çevreler de böyle bir işbirliği içinde olmasalar da, AK Parti düşmanlığıyla operasyona karşı çıkabiliyorlar. Bu çevrelerin AK Parti karşıtlığı ile demokrasi karşıtlığı arasında net bir çizgi çizememesi problemi ağırlaştırıyor.

Son operasyon, demokrasi ve hukuk devletini korumak amacıyla Türkiye'de mücadele etmeye kararlı halk çoğunluğunun devlet içerisinde reform yanlısı güçlü damara cesaret verdiğini gösterdi. Yapılan psikolojik harbe rağmen, AK Parti'ye oy vermiş kitleleri yıldırıp korkutamayan kesimlerin siyaset ve toplum mühendisliğinin planlandığı gibi gitmeyişi, bu çevreleri tam bir kuralsızlık ve çöküş içine sürüklemiş durumda... İnsicamlarını ve hiyerarşileri kaybeden bu çevrelerin, üzerlerindeki baskıyı azaltmak maksadıyla AK Parti'nin kapatılmasına yönelik lobi faaliyetleri basına yansıdı. Yargıtay ve Danıştay'ın tuhaf bildirileri, kapatma davasıyla beraber ortaya "yargı darbesi" denilen demokratik hukuk devletiyle bağdaşmayan bir süreci gündeme getirdi. Ancak bu darbe süreci, hem Türkiye'de hem de dünyada tahmin edilenin çok ötesinde tepki gördü, görmeye de devam ediyor. Yargı darbesinin AK Parti'yi kapatmak dışında bir plana sahip olmaması ve AK Parti'yi istedikleri gibi bölemeyeceklerinin anlaşılması, sürecin yaratacağı belirsizlik ve kaos ihtimali yargı darbesini destekleyen cepheyi giderek zayıflatıyor. AK Parti'nin kapatılmasının, büyük bozguna yol açacak bir tür Pirus zaferine benzeyeceği kanaati, yargı darbesini destekleyen cephede bile şüphelere yol açıyor.

Yargı darbesi sürecinin Ergenekon çetesi, Sarıkız ve Ayışığı darbe teşebbüsleriyle birlikte orduya yönelik eleştirilerin artışına yol açması giderek dikkat çekiyor. Ordunun siyasete müdahalesi ve bu uğurda PKK terörü ile mücadelede kamuoyuna mal olan büyük yanlışlar, artık ordu içerisinde de reaksiyon yaratıyor. Kuzey Irak'a yapılan kara harekâtının bitirilmesiyle muhalefet partileriyle Genelkurmay arasında yaşanan tartışmalar, bu sürecin yarattığı tahribatın nerelere ulaştığını gösteriyor. Taraf gazetesinde yayınlanan ve hâlâ hak ettiği ölçüde tartışılmamış olan Kuzey Irak harekâtını tetikleyen Dağlıca baskını hakkındaki vahim iddiaların yarattığı tahribatın boyutlarını ise henüz bilmiyoruz. Bu bakımdan son operasyonlarla ilgili olarak makul bir açıklama yapan Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ'un ordunun emir komuta kademesine yönelik açıklaması dikkate değerdir. Başbuğ bu konuda, kamuoyunun yardımını istemektedir. Kamuoyu, elbette bu konuda özen göstermelidir. Ancak MGK'nın yetkilerinin azaltılmasıyla 27 Mayıs sonrasında ordunun emir komuta zincirinin yeniden kurulmasına yönelik geliştirilen modelin artık aksamaya başladığının da görülmesi gerekiyor. Ordu, son Kuzey Irak harekâtında gerçekleştirdiği başarılı geri çekilmeyi, şimdi siyasi alanda gerçekleştirmezse, kamuoyunun yardımına rağmen Ergenekon, Sarıkız ve Ayışığı türünden hiyerarşiyi zedeleyen yeni hamlelere şahit olabiliriz. Bu noktada, hem kamuoyunun hem de ordunun AB ilkeleriyle uyumlu yeni bir ilişki çerçevesini hayata geçirmesi gerekiyor. Ordu, artık Türkiye'deki ve Batı'daki değişimi görerek "geri çekilmelidir". Aksi halde Türkiye ve dünyada siyasette değişen yeni sıklet merkezi ve iklimin kendi bünyesinde ve itibarında yaratacağı tahribattan kaçamaz.

Ordunun üzerine düşen rolü, sadece kendi iradesiyle hayata geçirebileceğini zannetmek naiflikten öteye gidemez. Bu bakımdan yasama, yürütme ve yargının bu bağlamda üstüne düşen rolü oynayabilmesi gerekiyor. Burada yürütmenin öncelikle, orduda reform ve savunma harcamalarının şeffaf ve demokratik denetlenmesi projelerini hayata geçirmesi elzemdir. Keza yürütme, ordu üst kademesinin atamasını ordunun iç işi olarak mütalaa etmeyip, son kararı kendisinin verdiğini de göstermelidir.

Ufuk Uras'a destek vermemek izah edilemez

Ergenekon çetesinin ve bahsi geçen darbe teşebbüslerinin zeminini, Türkiye'de askerin sivil ve demokratik denetiminin sağlanamaması yaratıyor. Bu itibarla meselenin adli yönü bir yandan yürürken diğer yandan da yürütmeyle beraber yasama bu ilişkileri değiştirecek demokratik-sivil bir model ve mevzuat hazırlamalıdır. Yasama, yani TBMM aynı zamanda çete ve darbe teşebbüslerini sadece son örnekleriyle değil, tarihiyle ele almalı ve tartışmalıdır. ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras'ın son darbe teşebbüslerini TBMM'ye taşıma çalışmaları bu açıdan önemli bir fırsat sunmaktadır. AK Parti'nin bu çalışmayı engellemek yerine desteklemesi, CHP ve MHP'yi bu konuyla hesaplaşmak zorunda bırakacaktır.

Ergenekon soruşturması etrafındaki tartışmalar, yargının rolünü yeniden önümüze getirdi. Şemdinli davasından sonra yargı bürokrasisinin bir kısmının, bu tür soruşturmalarda engelleyici bir role soyundukları görülmüştü. Şemdinli davasının Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın başına gelenlerin hukukçuları korkutmak amacına matuf olduğu açıkça anlaşıldı. CHP Genel Başkanı Deniz ******'ın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu için "yargının harekât merkezi" nitelemesini yapması, yargı üzerindeki niyetlerin açık bir beyanı olarak kayda geçti. AK Parti'nin kapatılma davasıyla beraber Ergenekon davası da, yargı için adeta birer olgunlaşma imtihanını temsil ediyor. Yargı darbesi adıyla anılan süreçte, akla hayale gelmeyecek ölçüde yıpranan yargının tıpkı ordudaki reform gibi bir reforma ihtiyaç duyduğu AB'nin de paylaştığı bir genel kabule dönüştü.

Ergenekon soruşturmasının son dalgasının bir kısım medyada yarattığı moda tabirle "travma", çetenin basındaki uzantılarının da ciddi olarak tartışılması gerektiğini ortaya koydu. Bu bağlamda Cumhuriyet gazetesinin durumu giderek dikkat çekiyor. 9 Mart 1971'de Baasçı bir darbe yapmak isteyen şeflerinden bugüne bu gazetenin Hasan Cemal'in anlattığı anti-demokratik karakterinden hâlâ sıyrılamadığını anlıyoruz. Birtakım emekli general, emekli savcı ve emekli cumhurbaşkanlarının bu gazete etrafında toplanmaları ise, Türkiye'nin demokratikleşme probleminin köklerine işaret ediyor. "Genç Subaylar Rahatsız" manşetiyle Sarıkız ve Ayışığı darbelerinin konuşulduğu dönemde kritik işler yapan Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi soruşturmanın neresinde yer alıyor bilmiyoruz. Bunu iddianameyle göreceğiz. Ancak Cumhuriyet gazetesinin zihniyet olarak demokrasiyi hazmedemediği her günkü yayınlarıyla yeniden anlaşılıyor. Fakat mesele, Cumhuriyet gazetesiyle sınırlı değil, basının kendi içinde darbeci ve çetecilerle yollarını ayıracak bir tartışma ve tasfiye sürecine ihtiyaç var.
Şimdi küçükten büyüğe evrilen Ergenekon soruşturması ve darbe teşebbüsleri karşısında yargıyı ve AK Parti'yi yalnız bırakmayacak bir kamuoyu dikkati gerekiyor. Darbecilere karşı atılan her adım, ortak akla yapılacak her katkı, her haber ve yazı Türkiye'nin demokratikleşmesine katkı anlamına gelecektir.

DR. İRFAN YILDIRIM - SİYASET BİLİMCİ
Admin
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 728
Yaş : 31
Nerden : İstanbul
Kayıt tarihi : 27/05/08

https://istanbul.hareketforum.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz